MAĞDUR ETÇİLLER
Kimsenin uğramadığı,
dünyadan haberleri kıyıya vuran dalgalardan öğrendiğim, açlıkla mücadele
etmekten, soğuktan ve bu ıslaklık duygusundan yorgun düştüğüm bir gün daha.
Burası; çölün yamacında,
dalgalı okyanusta, dev etçillerden, kıyıda foklardan ve gökyüzünde uçuşan
martılardan oluşan önemsiz bir varoluş noktası. Yani, hayallerde yer almayacak
bir yer.
Kuru bir kaya dibi ararken
birbirine yapışan mide duvarıma eşlik eden gurultu, kulaklarımda uğultuya
dönüşüyor. Kürküm bakımsızlıktan solup gitmiş, güzelim kızılı griye dönmüş. Bir
dalga daha çarptı kıyıya ve Dev Orkaların dersi başladı. Üç nesil avlanmayı
öğreniyorlar. Zavallı yavru foklar, orkaların ağzında büyük anneden, anneye,
ondan yavruya nesilden nesile... Sonra da hooop mideye. Bazen büyüklük gösterip
yavrunun hayatını bağışlıyorlar. Zavallının kıyıya ulaşıp karaya doğru nasıl
süründüğünü görmek, ölümün gerilimini hissettirmeye yetiyor. Bir daha okyanusa
girmeyi göze alamayacak kadar uzaklara koşuyor. Aç kalıp sürüden uzaklaşacağı
günü iple çekiyorum. İşte o zaman onu yavaşça kuyruğundan tutup kayalara
çarpacağım, kafasından akan leziz kanlar iştahımı açacak, boğazından derin
bir ısırık alıp dişlerimle parçalayacak, yumuşacık etiyle birkaç gün midemdeki
orkestrayı susturacağım.
Şimdilik, anne fokun yavruları
için yaptığı havuzda neşeli bir oyuna girişen yavru fokları izleyerek avlanacak
karakter gözlemi yapıyorum. Ah midem! biraz sussan keşke, uğraşıyorum işte.
Gözüme biri takılıyor ve günün
talihsizi belli oldu! Yavru fok havuzdan dışarı çıktığının farkında değil.
Okyanusta oyun oynamak öyle keyifli ki! Birazdan kopacak fırtınayı bekliyorum.
Beş, dört, üç, iki ve işte başladı dev dalgaların ardından iri parlak yüzgeç
kıyıya, kumsala kadar yaklaştı. Acaba karada yaşamayı hiç düşündü mü? Yani
karada kendini daha özgür hisseder miydi? Dev Orkalar aciz varlıklar,
sudan çıkınca nefes alamıyorlar. Kumsala saplandıkları anda kendi
ağırlıklarının altına ezilerek can çekişiyorlar. Onların çaresiz çırpınışı biz
sırtlanlar ve yosun martılarının en güzel rüyası. Bu, hep tuhaf gelmiştir
bana.
İşte en sevdiğim ses, okyanusta
olduğunu fark etmeyen yavru fok çığlık atıyor. Balinanın dişlerinin arasında
suyun derinlerine dalıyor. Daha
küçücükken doğanın acımasızlığının kurbanı olacağı çok belli. Dişler, yavru
foku öldürecek kadar keskin kapanmıyor, bu maceradan yarı ölü çıkmasını
dilerdim. Çünkü gerçekten bu yavrunun yumuşak, leziz etine çok ihtiyacım var.
Büyükannenin fırlattığı yavruyu torun Orka tek hamlede yakaladı. Avın tadı
ağzını sulandırmış olmalı. Yavru Orka, küçüğü suya çarpıyor ve beklenen son.
Zavallı leziz minik artık midede!
Karaya serilmiş umursamazca
yatan foklardan biri, büyük bir çığlıkla okyanusa doğru koşarcasına yüzmeye
başladı. Yavru için artık çok geç o, eğitim atıştırmalığı oldu. Büyük anne
kendisine doğru koşan anneyi de suyun derinlerinden hızla çıkarak yakaladı
sonra havaya fırlattı ve artık yeni avı dudaklarının arasında. Anne foka, artık
elimdesin, dişlerimin keskinliğini etinde fark et diyor. Anne fokun
çığlıklarına fok ailesinden aldırış eden yok. Ah bu çığlıklar, dünyanın en
güzel sesleri. Yavru orka, derse bu sefer daha ilgili. Anne çırpındıkça
dişleriyle sıkıyor, büyük anneye özenle fırlatıyor ve büyük anne fırlattığında
hızla yakalıyor. Bu yemek pornosu ağzımın suyunun akmasına neden oldu. Artık
anneyi okyanusun sularına çarpa çarpa yemelerini bekliyorum.
Büyük anne, acılı anneyi son kez
yakaladığında karaya doğru fırlattı. Anne fok kanlar içinde kıyıdan uzaklara
doğru sürünmeye başladı. Ağzımdaki tüm tat reseptörleri hareketlendi, parlak
kırmızı kanın ardından görünen o leziz yaralar ölümün yakınlığını haber
veriyor! Diğer foklar anne foka ilgisiz bir bakış atıp başlarını tekrar
okyanusa doğru çevirdiler. Sayılarına bakınca bu çok kalabalık bir yalnızlık!
Yaralarını sarmak için bulunduğum
kayaya doğru sürünmeye başlayan anne fok artık benim avım. Acaba üzgün bir
anneyi yiyecek olmam beni de üzer mi? Kayaya sırtını yaslayıp neşeyle uzaklaşan
katil Orka ailesine bakakaldı. Artık daha fazla kendimi saklayamam ben de kendimi
göstermeliyim ona.
-Hey, yaraların derin galiba?
Cevap yok. Biraz daha yaklaşıp
yanına tekrarladım.
-Keskin dişlerimi çok önemsemedin
ya da yaraların gerçekten derin.
Acıyla gözlerime baktı.
Gözlerinde çaresizlik vardı. Acaba onu yediğimde bu çaresizlik bana da geçer
mi? Her neyse bu kimin umurunda. Ben avcıyım o da av işte. Üstüme düşen de onu
yemek.
-Seni izledim, Dev Orkalara karşı
yavrunu korumaya çalışman takdire şayan.
"Biraz su"
diyebildi.
Şaşırdım. Ona su vermeli miydim?
Ölen birinin son isteğini kabul etmeli miydim? Yoksa duymazdan mı gelmeliydim.
Ben sırtlanım, iyilik meleği değil! Ama bu son isteği, üstelik biraz önce
yavrusunu kaybetti. Kahretsin! Ona su bulacağım.
Kayanın arkasından buza dönüşen
karlardan bir parça kopartıp fokun dudaklarına sürüyorum. Eriyen buz suya
dönüşüyor diliyle dudaklarını yalıyor. Öl artık! Yoksa şu martıları yiyeceğim.
O sefilleri yiyecek kadar çaresiz miyim? Neyse ki güneş batıyor. Havanın
kararmasıyla şansım giderek artıyor. Bu gece mutlu uyumak istiyorum!
Pençelerimin arasında eriyen buz
dudaklarında gezerken, dişlerim boynuna ne kadar da yakın. Bakışlarımdaki
keskinlik nefes alışverişlerinin hızlanmasına neden oldu, bugün öleceği gündü
artık anladı.
-Merak etme, seni hemen
yemeyeceğim. Bayılmanı bekleyeceğim ayrıca canın hiç yanmayacak.
Yavaşça yanına oturdum ve onun
gözlerini kırpmadan baktığı yere doğru bakmaya başladım. Bu foklar boşluğa bu
kadar uzun bakıp ne bekliyordu? Anlamıyorum çok sıkıcı.
-Yaşadığın çok acıydı bence.
Hiçbir yanıt alamadım. Bana hiç
aldırış etmedi onu yemem için bir sebep daha...
Gözlerini kapatıp uykuya geçtiği
an onu yiyeceğim. Zaten yaraları derin, iyileşmez. Bir süre bekledikten sonra
içim geçmiş yaralı anneye yaslanıp uykuya teslim olmuşken kayanın üzerine konan
iki yosun martısının derin sohbetine uyanıyorum. Birbirlerine yavru balinaları
nasıl gagalayarak karınlarını doyurduklarını anlatıyorlar. Anne balina bebeğini
emzirmek için suyun yüzeyine yaklaştığında saldırıya geçtiklerini ve yumuşacık
yüzgeçten kolayca kopardıkları leziz parçaların zamanla yavruyu nasıl
öldürdüğünü öğreniyorum. Güçlü çenem, keskin dişlerim ve pençelerimle şu küçük
aptallar benden daha leziz şeyler yiyor. Kıs-kan-mı-yo-rum, sinirleniyorum
sadece!
Gökyüzünde toplanan bulutlar
havayı birdenbire kararttı. Ufukta bir görünüp bir kaybolan yıldırımlar arka
tepelerdeki kayaları vurmaya başladı ve okyanus başımıza yağmaya başladı.
Anneyi elimden kaçırmadan yemeliyim. Sessizce kayanın dibinde biten yorgun
yosun martısı, onu da yemeye karar vermeme neden oldu ve hemen harekete geçtim.
Bu martılar sinir bozucu yaratıklar! Hamlem boşa çıktı, adi martı uçup
kayboldu. Anne fok başarısız olmamdan endişelenip kayanın dibinden uzaklaşmak üzere
harekete geçti. Kayaların arkasından gelen sel şiddetlendi, anne fokun yüzeceği
kadar yükseldi. Akıntında kayaya tutunmaya çalışırken ciğerlerime su dolmaya
başladı. Nefes alamıyorum! Dev bir su birikintisinde boğuluyorum, bugün benim
öleceğim gün mü? Çırpınmaktan vazgeçip kendimi suya bırakıp pes etmeye karar
verdim. Hep bu açlık yüzünden! Okyanusla birleşen devasa selde anne fokla
birlikte sürükleniyorduk. Anne fok benim kadar çaresiz görünmüyordu. Akıntı
okyanusa çok yaklaşmıştı. Zorlukla nefes alırken, umutsuzca 'yardım et
lütfen, boğuluyorum.' diyebildim. Kim avcısının hayatını kurtarır ki!
Zaten anne fok da yardım
çığlığımı önemsemedi. Bu fokların sadece tatları güzel, karakter yoksunu
varlıklar!
Yuttuğum suyu öksürmekten nefes
alamıyordum, akıntı kollarımı yormuş, kürkümü ağırlaştırmıştı. Bu arada anne
fok sakince yardım çığlığıma karşılık verdi, selin sürüklediği bir kaya
parçasına tutunurken bana da yüzgecini uzattı. Akıntıdan uzakta bir kayanın
üzerine doğru beni çekti. Onun yaralı bedenine tutunup suyun içinde akıntının
ve suyun azaldığı bir kayaya doğru ilerledik. Onu yemek istemekle büyük ayıp
etmiştim, kendimden utanıyordum. Kayaya çıkınca ilk işim özür dilemek ve dost
olmayı teklif etmek olacaktı. Gözüne kestirdiği yüksek bir kayaya doğru iyice
ilerledik. Yaraları o kadar derin değildi galiba. Kayaya kendini attıktan sonra
bende tek hamlede yanına yerleşiverdim. Başka bir kayada yine yan yanayız. Onu
yemek istediğimden emin değilim artık. Mideme giren kramplar olmasaydı keşke.
Şu an yaşamak için ona ihtiyacımın olması çok kötü. Su, üzerindeki tüm kanı
temizledi açık yaralarını görebiliyorum, bazıları çok derin.
-
Seninle
arkadaş olabiliriz bence ne dersin?
Yüzüme bakarken köpek dişlerinin
keskinliğini görmem için ağzını açıp kapatıyor. Pençeleri yok, henüz bacak ve
kolları çıkmadı. Nerden baksan buna beş bin sene var.
-
Beni
artık yiyemezsin bugün ikinci kez ölümden kurtuluyorum.
-
Hayatımı
kurtardın teşekkür ederim. Bastıramadığım gurultu sesi aramıza girdi ve gece
bitmedi, neler olacağını bilemezsin! dedim birden.
Hayatımı kurtardığı için onu
yemeyeceğimi düşünüyor saf mı ne? Aç bir avcı ne zamandan beri vicdanıyla
hareket etmeye başladı!
Yağmur hızlanmaya başladı, yavaşça
ona sokulmaya başladım, beni artık tehdit olarak görmüyor. Öylesine bir bakış
attı. Etrafa göz attığımda yakınlarda kimsenin olmadığını fark ettim. Bir süre
sonra uyuklamaya başlayan anne fokun yaralarında dilimi gezdiriyorum
hareketleniyor, kuyruğu bir ayak gibi hareket etmeye çalışıyor. Milyon sene
sonra benden kaçacak kadar hızlı koşabilir. Onu şu an dişleyebilirim. Burnumu
boğazına sürtüyorum. Yağmur ve okyanus yer değiştirecek kadar hiddetlendi.
-Aç olmasaydım keşke.
Bulunduğumuz yerde senden başka yiyebileceğim pek bir şey yok.
Üzerine doğru büyüyen gölgem
kendini geri çekmesine sebep oldu.
-Birkaç gün sonra yine
acıkacaksın diyebildi.
O an, afiyetle yediği balıkları
düşündüm.
-Seni de başka bir orka yiyecek.
-Ben yediğim balıkları
tanımıyorum, orkalar da beni tanımıyor ama biz…
Sözünü bitirmesine izin vermeden
boyun derisinin en ince yerinden damarın geri dönülemez noktasını bulup, keskin
bir ısırık atıyorum. Gözlerinde ki hayal kırıklığı yırtıcılığımı azdırıyor.
Şimdi gerçek bir ısırık. Çığlık atıyor… Korkulu, üzgün gözlerinin karanlığı
gözlerimde.
-Üzgünüm bugün senin öleceğin
gündü.
Boynundan fışkıran kanla cansız
bedeni öylece kayanın üzerine serili verdi. Artık ölmüştü, içimde biriken hüzün
bulutlarını duymazdan gelerek pençelerimi derin yaralarına sapladıktan sonra
üzerine çıktım. Dişlerim, onun boğazına saplandığında, son kez zayıf sesini
duydum. Yağmurun gürültüsü vicdanımın sesini bastırıyordu. Kanının ihtişamlı
kırmızısına bakıyordum, damarlarından dışarı çıkmak için fırsat bekliyormuş. Önümde
öylece serili avıma bakarken dünyanın en kötü varlığı ben olabilir miyim? diye
düşünmeye başladım. Ancak etinin yumuşaklığı, ağızda kolayca dağılışı, tadı
yeniden avlanma hazzı veriyordu. Kanının kokusu zihnimi ve pençelerimi yeniden
avlanmaya hazırlıyordu. Etinden aldığım ısırıklar midemdeki boşluğu
doldururken, bu leziz av için çektiğim vicdan azabı kendime kızmama neden oldu.
Etini çiğnerken, düşüncelerim de birbirine karıştı.
Uzakta suyun içinde kalmış diğer
foklara bakıyorum, onun çığlığını önemsememişlerdi bile. Hepsi aynı kümenin içinde uykuya dalmış.
İçlerinden bazıları uyanık ancak bir Okyanusun dalgaları daha çok ilgilerini
çekiyor. Güneş doğmak üzere… Yağmur sakinleşti saklanacak kuru bir yer
bulmalıyım.
Annenin leşine toplanan
martıların çıkardığı gürültü huzurunu kaçırıyor, birkaç fok gözlerini açıp, başlarını
martılara doğru uzatıyorlar. İçlerinden birinin boğazlanmış olması bile birlik
içinde hareke etmelerini gerektirmiyor. Ölüm her canlı için ders alma
şekli değildir belki de.
Akan kanın altındaki parlak
kırmızı et, günlerdir süren açlığıma ziyafet oldu. Onu zaten biri yiyecekti. Bu
yaralarla ve mutsuzlukla uzun süre devam edemeyecekti. Zaten bana bakan üzgün
gözleri dışında kendini savunmak için yaptığı bir şey de yoktu. Sele
kapılan hayatımı kurtarmış olması dışında…
Bu doğanın döngüsü, ben de bir
parçasıyım. Açlığımı gidermek için bunu yapmak zorundaydım. Acaba dişlerimin
keskinliği canını yakmış mıydı? Anne fok, yavrusunu korumak için her şeyi
yapmıştı. Ben onu yiyerek, bu mücadeleyi sonlandırmıştım. Bu zafer değil, başka
bir yenilgiydi. Döngü, hepimizi bir şekilde yutuyordu.
O, yavrusunu korumak için her
şeyi yapmıştı ama ben onu yiyerek hayat mücadelesini sonlandırmıştım. Benimki
zafer değildi, başka bir yenilgiydi. Döngü hepimizi bir şekilde yutuyordu.
Midem etle dolduğunda, bedenim rahatlamaya başlamıştı. Hissettiğim çaresizlik
bitmişti ancak zihnim hâlâ huzursuzdu. Anne fokun gözlerindeki o çaresiz ifade
aklımdan çıkmıyordu. Başımı geriye çevirip ondan kalanlara baktım. Acıyla
kapanmış gözleri, ortaya saçılmış iç organlarıyla kayanın üstünde yatıyordu. Başımı
kaldırıp gökyüzüne baktığımda martıların kavga ederek ava doğru hızla indiğini
gördüm. Okyanusun dalgaları şiddetle kıyıya vuruyordu. Anne fokun bedeni artık
benim bir parçamdı. Onun enerjisi beni birkaç gün hayatta tutacaktı. Ama bu
tokluk bana yük gibi geliyordu, avımı yiyerek duygusal yükünü de üzerime almıştım.
Yarın yine avlanacağım ama bu
sefer mümkün olduğunca mutlu bir fok seçeceğim, mesela şu sürekli dalgalara
bakıp anlamsız çığlıklar atan, beni deli ediyor! Yarın tüm gün onu izleyip
sürüden ayrıldığı an boğazına yapışacağım.
Şimdi biraz dinlenme vakti. Gözlerimi
kapatıp okyanusun sesine kulak vereceğim. Dalgalar, her zamanki gibi kıyıya
vuruyor. Besin zincirinin devamını sağlamak… Ah benim anlamsız varoluş
gerçeğim!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder