19 Temmuz 2025 Cumartesi

 

MAĞDUR ETÇİLLER

 Kimsenin uğramadığı, dünyadan haberleri kıyıya vuran dalgalardan öğrendiğim, açlıkla mücadele etmekten, soğuktan ve bu ıslaklık duygusundan yorgun düştüğüm bir gün daha.

 Burası; çölün yamacında, dalgalı okyanusta, dev etçillerden, kıyıda foklardan ve gökyüzünde uçuşan martılardan oluşan önemsiz bir varoluş noktası. Yani, hayallerde yer almayacak bir yer. 

  Kuru bir kaya dibi ararken birbirine yapışan mide duvarıma eşlik eden gurultu, kulaklarımda uğultuya dönüşüyor. Kürküm bakımsızlıktan solup gitmiş, güzelim kızılı griye dönmüş. Bir dalga daha çarptı kıyıya ve Dev Orkaların dersi başladı. Üç nesil avlanmayı öğreniyorlar. Zavallı yavru foklar, orkaların ağzında büyük anneden, anneye, ondan yavruya nesilden nesile... Sonra da hooop mideye. Bazen büyüklük gösterip yavrunun hayatını bağışlıyorlar. Zavallının kıyıya ulaşıp karaya doğru nasıl süründüğünü görmek, ölümün gerilimini hissettirmeye yetiyor. Bir daha okyanusa girmeyi göze alamayacak kadar uzaklara koşuyor. Aç kalıp sürüden uzaklaşacağı günü iple çekiyorum. İşte o zaman onu yavaşça kuyruğundan tutup kayalara çarpacağım, kafasından akan leziz kanlar iştahımı açacak, boğazından derin bir ısırık alıp dişlerimle parçalayacak, yumuşacık etiyle birkaç gün midemdeki orkestrayı susturacağım. 

Şimdilik, anne fokun yavruları için yaptığı havuzda neşeli bir oyuna girişen yavru fokları izleyerek avlanacak karakter gözlemi yapıyorum. Ah midem! biraz sussan keşke, uğraşıyorum işte.

Gözüme biri takılıyor ve günün talihsizi belli oldu! Yavru fok havuzdan dışarı çıktığının farkında değil. Okyanusta oyun oynamak öyle keyifli ki! Birazdan kopacak fırtınayı bekliyorum. Beş, dört, üç, iki ve işte başladı dev dalgaların ardından iri parlak yüzgeç kıyıya, kumsala kadar yaklaştı. Acaba karada yaşamayı hiç düşündü mü? Yani karada kendini daha özgür hisseder miydi?  Dev Orkalar aciz varlıklar, sudan çıkınca nefes alamıyorlar. Kumsala saplandıkları anda kendi ağırlıklarının altına ezilerek can çekişiyorlar. Onların çaresiz çırpınışı biz sırtlanlar ve yosun martılarının en güzel rüyası. Bu, hep tuhaf gelmiştir bana. 

İşte en sevdiğim ses, okyanusta olduğunu fark etmeyen yavru fok çığlık atıyor. Balinanın dişlerinin arasında suyun derinlerine dalıyor.  Daha küçücükken doğanın acımasızlığının kurbanı olacağı çok belli. Dişler, yavru foku öldürecek kadar keskin kapanmıyor, bu maceradan yarı ölü çıkmasını dilerdim. Çünkü gerçekten bu yavrunun yumuşak, leziz etine çok ihtiyacım var. Büyükannenin fırlattığı yavruyu torun Orka tek hamlede yakaladı. Avın tadı ağzını sulandırmış olmalı. Yavru Orka, küçüğü suya çarpıyor ve beklenen son. Zavallı leziz minik artık midede!

 Karaya serilmiş umursamazca yatan foklardan biri, büyük bir çığlıkla okyanusa doğru koşarcasına yüzmeye başladı. Yavru için artık çok geç o, eğitim atıştırmalığı oldu. Büyük anne kendisine doğru koşan anneyi de suyun derinlerinden hızla çıkarak yakaladı sonra havaya fırlattı ve artık yeni avı dudaklarının arasında. Anne foka, artık elimdesin, dişlerimin keskinliğini etinde fark et diyor. Anne fokun çığlıklarına fok ailesinden aldırış eden yok. Ah bu çığlıklar, dünyanın en güzel sesleri. Yavru orka, derse bu sefer daha ilgili. Anne çırpındıkça dişleriyle sıkıyor, büyük anneye özenle fırlatıyor ve büyük anne fırlattığında hızla yakalıyor. Bu yemek pornosu ağzımın suyunun akmasına neden oldu. Artık anneyi okyanusun sularına çarpa çarpa yemelerini bekliyorum.

Büyük anne, acılı anneyi son kez yakaladığında karaya doğru fırlattı. Anne fok kanlar içinde kıyıdan uzaklara doğru sürünmeye başladı. Ağzımdaki tüm tat reseptörleri hareketlendi, parlak kırmızı kanın ardından görünen o leziz yaralar ölümün yakınlığını haber veriyor! Diğer foklar anne foka ilgisiz bir bakış atıp başlarını tekrar okyanusa doğru çevirdiler. Sayılarına bakınca bu çok kalabalık bir yalnızlık!

Yaralarını sarmak için bulunduğum kayaya doğru sürünmeye başlayan anne fok artık benim avım. Acaba üzgün bir anneyi yiyecek olmam beni de üzer mi? Kayaya sırtını yaslayıp neşeyle uzaklaşan katil Orka ailesine bakakaldı. Artık daha fazla kendimi saklayamam ben de kendimi göstermeliyim ona.

-Hey, yaraların derin galiba?

Cevap yok. Biraz daha yaklaşıp yanına tekrarladım.

-Keskin dişlerimi çok önemsemedin ya da yaraların gerçekten derin.

Acıyla gözlerime baktı. Gözlerinde çaresizlik vardı. Acaba onu yediğimde bu çaresizlik bana da geçer mi? Her neyse bu kimin umurunda. Ben avcıyım o da av işte. Üstüme düşen de onu yemek.

-Seni izledim, Dev Orkalara karşı yavrunu korumaya çalışman takdire şayan.

"Biraz su" diyebildi. 

Şaşırdım. Ona su vermeli miydim? Ölen birinin son isteğini kabul etmeli miydim? Yoksa duymazdan mı gelmeliydim. Ben sırtlanım, iyilik meleği değil! Ama bu son isteği, üstelik biraz önce yavrusunu kaybetti. Kahretsin! Ona su bulacağım.

Kayanın arkasından buza dönüşen karlardan bir parça kopartıp fokun dudaklarına sürüyorum. Eriyen buz suya dönüşüyor diliyle dudaklarını yalıyor. Öl artık! Yoksa şu martıları yiyeceğim. O sefilleri yiyecek kadar çaresiz miyim? Neyse ki güneş batıyor. Havanın kararmasıyla şansım giderek artıyor. Bu gece mutlu uyumak istiyorum!

Pençelerimin arasında eriyen buz dudaklarında gezerken, dişlerim boynuna ne kadar da yakın. Bakışlarımdaki keskinlik nefes alışverişlerinin hızlanmasına neden oldu, bugün öleceği gündü artık anladı. 

-Merak etme, seni hemen yemeyeceğim.  Bayılmanı bekleyeceğim ayrıca canın hiç yanmayacak. 

Yavaşça yanına oturdum ve onun gözlerini kırpmadan baktığı yere doğru bakmaya başladım. Bu foklar boşluğa bu kadar uzun bakıp ne bekliyordu? Anlamıyorum çok sıkıcı. 

-Yaşadığın çok acıydı bence.

Hiçbir yanıt alamadım. Bana hiç aldırış etmedi onu yemem için bir sebep daha...

Gözlerini kapatıp uykuya geçtiği an onu yiyeceğim. Zaten yaraları derin, iyileşmez. Bir süre bekledikten sonra içim geçmiş yaralı anneye yaslanıp uykuya teslim olmuşken kayanın üzerine konan iki yosun martısının derin sohbetine uyanıyorum. Birbirlerine yavru balinaları nasıl gagalayarak karınlarını doyurduklarını anlatıyorlar. Anne balina bebeğini emzirmek için suyun yüzeyine yaklaştığında saldırıya geçtiklerini ve yumuşacık yüzgeçten kolayca kopardıkları leziz parçaların zamanla yavruyu nasıl öldürdüğünü öğreniyorum. Güçlü çenem, keskin dişlerim ve pençelerimle şu küçük aptallar benden daha leziz şeyler yiyor. Kıs-kan-mı-yo-rum, sinirleniyorum sadece!

Gökyüzünde toplanan bulutlar havayı birdenbire kararttı. Ufukta bir görünüp bir kaybolan yıldırımlar arka tepelerdeki kayaları vurmaya başladı ve okyanus başımıza yağmaya başladı. Anneyi elimden kaçırmadan yemeliyim. Sessizce kayanın dibinde biten yorgun yosun martısı, onu da yemeye karar vermeme neden oldu ve hemen harekete geçtim. Bu martılar sinir bozucu yaratıklar! Hamlem boşa çıktı, adi martı uçup kayboldu. Anne fok başarısız olmamdan endişelenip kayanın dibinden uzaklaşmak üzere harekete geçti. Kayaların arkasından gelen sel şiddetlendi, anne fokun yüzeceği kadar yükseldi. Akıntında kayaya tutunmaya çalışırken ciğerlerime su dolmaya başladı. Nefes alamıyorum! Dev bir su birikintisinde boğuluyorum, bugün benim öleceğim gün mü? Çırpınmaktan vazgeçip kendimi suya bırakıp pes etmeye karar verdim. Hep bu açlık yüzünden! Okyanusla birleşen devasa selde anne fokla birlikte sürükleniyorduk. Anne fok benim kadar çaresiz görünmüyordu. Akıntı okyanusa çok yaklaşmıştı. Zorlukla nefes alırken, umutsuzca 'yardım et lütfen, boğuluyorum.' diyebildim. Kim avcısının hayatını kurtarır ki!

Zaten anne fok da yardım çığlığımı önemsemedi. Bu fokların sadece tatları güzel, karakter yoksunu varlıklar!

Yuttuğum suyu öksürmekten nefes alamıyordum, akıntı kollarımı yormuş, kürkümü ağırlaştırmıştı. Bu arada anne fok sakince yardım çığlığıma karşılık verdi, selin sürüklediği bir kaya parçasına tutunurken bana da yüzgecini uzattı. Akıntıdan uzakta bir kayanın üzerine doğru beni çekti. Onun yaralı bedenine tutunup suyun içinde akıntının ve suyun azaldığı bir kayaya doğru ilerledik. Onu yemek istemekle büyük ayıp etmiştim, kendimden utanıyordum. Kayaya çıkınca ilk işim özür dilemek ve dost olmayı teklif etmek olacaktı. Gözüne kestirdiği yüksek bir kayaya doğru iyice ilerledik. Yaraları o kadar derin değildi galiba. Kayaya kendini attıktan sonra bende tek hamlede yanına yerleşiverdim. Başka bir kayada yine yan yanayız. Onu yemek istediğimden emin değilim artık. Mideme giren kramplar olmasaydı keşke. Şu an yaşamak için ona ihtiyacımın olması çok kötü. Su, üzerindeki tüm kanı temizledi açık yaralarını görebiliyorum, bazıları çok derin.

-        Seninle arkadaş olabiliriz bence ne dersin?

Yüzüme bakarken köpek dişlerinin keskinliğini görmem için ağzını açıp kapatıyor. Pençeleri yok, henüz bacak ve kolları çıkmadı. Nerden baksan buna beş bin sene var.

-        Beni artık yiyemezsin bugün ikinci kez ölümden kurtuluyorum.

-        Hayatımı kurtardın teşekkür ederim. Bastıramadığım gurultu sesi aramıza girdi ve gece bitmedi, neler olacağını bilemezsin! dedim birden.

Hayatımı kurtardığı için onu yemeyeceğimi düşünüyor saf mı ne? Aç bir avcı ne zamandan beri vicdanıyla hareket etmeye başladı!

Yağmur hızlanmaya başladı, yavaşça ona sokulmaya başladım, beni artık tehdit olarak görmüyor. Öylesine bir bakış attı. Etrafa göz attığımda yakınlarda kimsenin olmadığını fark ettim. Bir süre sonra uyuklamaya başlayan anne fokun yaralarında dilimi gezdiriyorum hareketleniyor, kuyruğu bir ayak gibi hareket etmeye çalışıyor. Milyon sene sonra benden kaçacak kadar hızlı koşabilir. Onu şu an dişleyebilirim. Burnumu boğazına sürtüyorum. Yağmur ve okyanus yer değiştirecek kadar hiddetlendi.

-Aç olmasaydım keşke. Bulunduğumuz yerde senden başka yiyebileceğim pek bir şey yok. 

Üzerine doğru büyüyen gölgem kendini geri çekmesine sebep oldu. 

-Birkaç gün sonra yine acıkacaksın diyebildi.

O an, afiyetle yediği balıkları düşündüm.

-Seni de başka bir orka yiyecek.

-Ben yediğim balıkları tanımıyorum, orkalar da beni tanımıyor ama biz…

Sözünü bitirmesine izin vermeden boyun derisinin en ince yerinden damarın geri dönülemez noktasını bulup, keskin bir ısırık atıyorum. Gözlerinde ki hayal kırıklığı yırtıcılığımı azdırıyor. Şimdi gerçek bir ısırık. Çığlık atıyor… Korkulu, üzgün gözlerinin karanlığı gözlerimde. 

-Üzgünüm bugün senin öleceğin gündü.

Boynundan fışkıran kanla cansız bedeni öylece kayanın üzerine serili verdi. Artık ölmüştü, içimde biriken hüzün bulutlarını duymazdan gelerek pençelerimi derin yaralarına sapladıktan sonra üzerine çıktım. Dişlerim, onun boğazına saplandığında, son kez zayıf sesini duydum. Yağmurun gürültüsü vicdanımın sesini bastırıyordu. Kanının ihtişamlı kırmızısına bakıyordum, damarlarından dışarı çıkmak için fırsat bekliyormuş. Önümde öylece serili avıma bakarken dünyanın en kötü varlığı ben olabilir miyim? diye düşünmeye başladım. Ancak etinin yumuşaklığı, ağızda kolayca dağılışı, tadı yeniden avlanma hazzı veriyordu. Kanının kokusu zihnimi ve pençelerimi yeniden avlanmaya hazırlıyordu. Etinden aldığım ısırıklar midemdeki boşluğu doldururken, bu leziz av için çektiğim vicdan azabı kendime kızmama neden oldu. Etini çiğnerken, düşüncelerim de birbirine karıştı.

Uzakta suyun içinde kalmış diğer foklara bakıyorum, onun çığlığını önemsememişlerdi bile.  Hepsi aynı kümenin içinde uykuya dalmış. İçlerinden bazıları uyanık ancak bir Okyanusun dalgaları daha çok ilgilerini çekiyor. Güneş doğmak üzere… Yağmur sakinleşti saklanacak kuru bir yer bulmalıyım.

Annenin leşine toplanan martıların çıkardığı gürültü huzurunu kaçırıyor, birkaç fok gözlerini açıp, başlarını martılara doğru uzatıyorlar. İçlerinden birinin boğazlanmış olması bile birlik içinde hareke etmelerini gerektirmiyor. Ölüm her canlı için ders alma şekli değildir belki de.

Akan kanın altındaki parlak kırmızı et, günlerdir süren açlığıma ziyafet oldu. Onu zaten biri yiyecekti. Bu yaralarla ve mutsuzlukla uzun süre devam edemeyecekti. Zaten bana bakan üzgün gözleri dışında kendini savunmak için yaptığı bir şey de yoktu. Sele kapılan hayatımı kurtarmış olması dışında…

Bu doğanın döngüsü, ben de bir parçasıyım. Açlığımı gidermek için bunu yapmak zorundaydım. Acaba dişlerimin keskinliği canını yakmış mıydı? Anne fok, yavrusunu korumak için her şeyi yapmıştı. Ben onu yiyerek, bu mücadeleyi sonlandırmıştım. Bu zafer değil, başka bir yenilgiydi. Döngü, hepimizi bir şekilde yutuyordu.

O, yavrusunu korumak için her şeyi yapmıştı ama ben onu yiyerek hayat mücadelesini sonlandırmıştım. Benimki zafer değildi, başka bir yenilgiydi. Döngü hepimizi bir şekilde yutuyordu. Midem etle dolduğunda, bedenim rahatlamaya başlamıştı. Hissettiğim çaresizlik bitmişti ancak zihnim hâlâ huzursuzdu. Anne fokun gözlerindeki o çaresiz ifade aklımdan çıkmıyordu. Başımı geriye çevirip ondan kalanlara baktım. Acıyla kapanmış gözleri, ortaya saçılmış iç organlarıyla kayanın üstünde yatıyordu. Başımı kaldırıp gökyüzüne baktığımda martıların kavga ederek ava doğru hızla indiğini gördüm. Okyanusun dalgaları şiddetle kıyıya vuruyordu. Anne fokun bedeni artık benim bir parçamdı. Onun enerjisi beni birkaç gün hayatta tutacaktı. Ama bu tokluk bana yük gibi geliyordu, avımı yiyerek duygusal yükünü de üzerime almıştım.

Yarın yine avlanacağım ama bu sefer mümkün olduğunca mutlu bir fok seçeceğim, mesela şu sürekli dalgalara bakıp anlamsız çığlıklar atan, beni deli ediyor! Yarın tüm gün onu izleyip sürüden ayrıldığı an boğazına yapışacağım.

Şimdi biraz dinlenme vakti. Gözlerimi kapatıp okyanusun sesine kulak vereceğim. Dalgalar, her zamanki gibi kıyıya vuruyor. Besin zincirinin devamını sağlamak… Ah benim anlamsız varoluş gerçeğim!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder