Galiba bunlar sana son yazışlarım. Siliniyorsun ne harika değil mi? Giderek uzaklaşan bir sis gibisin. Geride kaldığın yetmiyor, kayboluyorsun zihnimde. Yakınımda olmanı dilemekte, seni özlemekte içimden gelmiyor. Yokluğun, yanımda birlikte geçirdiğimiz herhangi bir an'da hissettiğim kadar huzur verici. Bu çok garip değil mi? Seni unutma senfonisi uzun sürdü. Bazen gözlerin geliyor tam aklımın önünde canlanıveriyor. Ne bekliyorsun daha benden bilmiyorum. Seni fırtınalı bir yolculuk olarak tanımlıyorum. Çok dalgalıydın, gemiden kaç kez düşme tehlikesi geçirdim, mide bulantılarım, susuzluklarım, esen rüzgarlarda üşümelerim, güneşin aşırı yakması, gece sessizlikleri, sakinliğin, kayan yıldızlar, balina ve deniz aleminin gösterileri daha bir sürü şey. Vazgeçmemeye çalıştığım sen değildin. Kendimdim. Sende kendimi buluyordum. Aynı zihne sahip farklı bireyler gibiydik. Beni özlediğini de biliyorum. Cesaretin olmasın yeniden aramaya diye yaptım o son çılgınlığı. Ben, senden daha deliyim. Umarım anlamışsındır. Bir gün balkonda sigara içerken aklına geleceğim. Benimle görüntülü konuşmak için uzaklaştığın o boş araziye gözlerin dalacak. Seni nasıl delice sevdiğim bi anda aklına düşecek. İçine bir yıldırım düşecek. Kimse diyeceksin, kimse böylesi sevmeyecek... Bense hayatımda bıraktığın izlere bakıp tebessüm edeceğim. Nerde ne yaptığından, neyi, nasıl yaşadığından habersiz. Bugün şöyle bir not gördüm.
Ve sonra ne mi olacak "aramıza şehirler girecek hiç karşılaşamayacağız, tesadüfler bile bir araya getiremeyecek, sonra belki birimiz öleceğiz, diğerimiz hiç bilmeyecek..."
Madem her şey böylesi basitti her söylediğimde ben haklıydım.
Geride bırakamıyorum seni derken sen, içimden güldüm. Aptal dedim, beni de kendini de yaktın.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder