Okyanusun dibinde olanlar çok canını sıkmıştı. Basıp gitme
isteği yine bütün benliğini kaplamıştı. Ancak nereye gidecekti, ne yapacaktı,
içindeki mutsuzluk kaçınılmazdı. İçinde büyüyen karamsarlık okyanustaki dev dalgalar gibi yükselmiş şu
yeryüzündeki korkunç her yanı parlak, rezidans dedikleri dev yaratıklar boyuna erişmişti. Hem
okyanus onun için güvenliydi. Gezegenin en sakin yeriydi belki de. Araştırmacı
balinalara göre gezegeninde ömrü uzun değildi, öyleyse bile bu onu
ilgilendirmezdi. Derin düşüncelere dalmış yüzerken birden aklına suyun yüzeyine
çıkmak geldi. Hızlı bir hareketle suyun yüzeyine ulaştı. Gagasında tuttuğu sigarasının uzun bir süre kurumasını bekledi, bin bir uğraşıyla yaktı. Gözlerini kapattı, bir nefes
çekti sigaradan. Sürekli konuşup duran iç sesini artık duymak istemiyordu. Bu
sırada bir tiz bir çırıltıyla yerinden sıçradı. “Üfff, hey şu sigaranı söndürür
müsün? Kokusu iğrenç!” Yunus balığı gözlerini açtı ve sesin sahibine merakla
baktı. Kendini gökyüzünün sahibi hatta olduğu tüm alanın sahibi zanneden bir
martıdan başkası değildi. Suyun dibine
dalmak istedi ama sigarasını yeni yakmıştı. Sigara bulmak zor işti. Suyun
dibine dalacak bir izmarit bulacak sonra onu gagasıyla suyun yüzüne çıkaracak
güneşte saatlerce kurusun diye bekleyecek kuruyunca bu seferde yanması için
uğraşacak yakacak sonra bir nefeste ciğerlerine çekecekti. Bu sefer ki tam
bitmemiş bir izmaritti. Biri bunu düşürmüş olmalı diye düşündü. Okyanusta hayat
zordu. Ağzında sigarası suyun yüzünde birkaç yüzgeç öteye kadar gitti. Yanından
neşeli bir yunus topluluğu geçti. Sigarasından bir nefes daha çekti ve
dünyadaki bazı canlıların nasıl bu kadar umarsızca mutlu olmayı başarabildiğine
şaşırıp kaldı. Öyle ki ona doğru yaklaşıp tepesine atılan ağı bile fark
edemedi. Fark ettiğindeyse gökten başının üzerine bir ağın düştüğüydü. Balıkçılardan
biri yakaladık, çekin diye bağırıyordu. Işıklarını yakmayı bir türlü
beceremediği dünyasına üzülürken şimdi de özgürlüğünü kaybetmişti. Bir balıkçı
teknesinde ağa dolanmış halde çırpınıyordu. Kimsenin umurunda değildi. Yunuslar
çoktan uzaklaşmıştı. Martılardan da kime hayır gelirdi ki? Ağdan kurtulmanın
bir yolunu bulmalıydı. Ağın içinde cebelleşirken bir ses duydu. “şşşh çok
uğraşan gördük ama hiçbiri balık çorbası olmaktan kurtulamadı.” Yunus balığı
sinirlenmişti “git başımdan manyak!” martı az önce gagasıyla tırnaklarının
arasını temizlemeye koyulmuştu. “bence bu kadar asabi olma” yunus balığı ağın
içinde kıvranırken martının rahat tavırlarına iyice sinir olmuştu. “ seni
kontrol delisi leş yiyen! Defolup git artık” diyerek çırpınmaya devam etti. Martı bir anda uçup gitti. Yunus balığı martıdan geriye kalan esintide ardından bakakaldı. İçinde küçücük bir beklentinin oluştuğunu fark etti. Kendine kızdı sonra da kendini haklı göstermek için " ne olsa bu insan aleminin elinden simit yiyor, belki beni de kurtaracak bir şey söyler" diye beklemem çok masumca. Ağların arasından kuyruğunu kurtarmaya çalışırken bir insanın ona doğru yaklaştığını farketti. İnsan üzerine eğilip yüzgecine dokundu, sonra elini gagasına uzatıp ağız ve göz çevresini inceledi. "iyi iyi sağlam" yunus balığı "bana dokunamazsın, bıraak" diye çırpınırken "sağlıklı" olmasının sevindirici yanına bir anlam veremedi. Teknenin motoru çalıştı ve yattığı yerden sadece gökyüzünde hızla akan bulutları görerek yaklaşık bir saat yol aldılar. Yunus balığı ölümü düşünüyordu şimdi. Tek korkusu onu işkence ile öldürmeleriydi. Ya canlı canlı yüzgecini keserlerse ya da kafasına sopayla ölene kadar vururlarsa veya canlı canlı derisini yüzmeye çalışırlar mıydı? sonra zihnini yokladı. Tüm bu korkularının güvenilir kaynağı kimdi? Çocukluğunda annesinin öğütleri geldi aklına. Neyse tüm bunlar çocuk korkutma saçmalıkları diyip derin bir nefes aldı. Nihayetinde bir gün ölecekti. O da bugündü. Sahile geldiklerinde zarar vermeden taşıyacak korunaklı bir aracın özellikle onun için geldiğini duyunca saçma bir şekilde kendini önemli hissetti. Tekneden araca taşınırken en artist haliyle durdu. Etraftan gelen "gayet güzel bir yunus" sözleriyle biraz daha şımardı. Daha sonra birkaç el onu karanlık suyun içine bırakıp kapağı bırakınca bağırmaya başladı. "heeey benim karanlık fobim var" bir anda yine panik havası tüm bedenini kapladı ve beyni son bir saatte olanlardan hazırladığı filmi aklına bırakıverdi. Öylece boşlukta hissediyordu kendini, yapacak bir şey var mıydı? ya da yapsa işe yarar mıydı? bildiği basıp gitmek istediği okyanustan kilometrelerce uzaklaştığıydı. öleceğini düşünmek kalp çarpıntısından başka işe yaramıyordu. Aptal martı diye söylendi. sigaranı niye zararlı bir alışkanlık olduğunu anlıyorum, yaşamak için bir şansım daha olsa diye içinden geçirirken araç durdu. Kapak açıldı ve ışık suyu aydınlattı. Ona yaklaşan insan "gel buraya güzel yunus" diyip onu yakaladı ve genişliği 6 metre yüksekliği 3 metre olan bir akvaryumun içine bırakıverdi. Yunus şaşkındı. bir çok türden balık etrafına toplandı. İçlerinden gözlüklü, seyrek bıyıklı, yüzgeci beneklerle kaplı yüzünde sevimli, salak bir ifade olan kedi balığı "akvaryuma hoşgeldin" dedi. Yunus balığı şaşkındı. "akvaryum demek haaa!, deniz, göl hatta nehiri bile duydum ama akvaryumu duymadım" arkadan gelen muuckk sesiyle tüm balıklar irkildi. Bir kaç tanesi homurdanarak çöpçü balığına söylendi. "heey vazgeç artık şu cam duvarları yalamaktan" Çöpçü balığı üzgündü, kaşları düşük, gözleri kısık ve düşünceli bir ifadeyle "napiim dudaklarımı cama yapıştırıp gözlerimi kapatınca onun geri gelip beni camdan öpeceğini düşünüyorum." diğer balıklar çöpçü balığın melankolik halinden bıkmıştı, birden ortamı saran hüzün herkesin dağılmasına sebep oldu. Yunus balığı "heey akvaryum okyanustan büyük mü küçük mü? onu soracaktım" bu son cümle minik pembe ahtapotu güldürmüştü. Ahtapot o kadar küçüktü ki yunus balığı onu görmemişti ama komik kahkahasını duymuştu. Ahtapot konuşurken sanki sevimli müzikler çalan bir orkestra ona eşlik ediyordu. "hiaahahihaa buranın okyanustan büyük olduğunu düşünen tek... teeeek" yunus balığı " tek ne?" ahtapot "tek şey, şey sensin" Yunus balığı ahtapotun ona şey diye seslenmesine bozuldu. "benim bi adım var" ahtapot "bunu tanışırken söylemeliydin, o yüzden artık senin adın şey" yunus balığı " hayır benim adım Gaerri" küçük ahtapot sanki restarourantta sipariş ettiği yemeği sevmemiş gibi bir ifadeyle "hım sevmedim senin adın bundan sonra şey" dedi ve tüm akvaryuma duyuracak gür sesle "bu iri kıyımın adı şey" diye bağırdı. herkes bir an akvaryumun içinde amaçsızca gezmeyi, yemek yemeyi, uyumayı bırakarak bir kaç saniye dona kaldı. Kedi balığı birden bağırmaya başladı. " o geldi, yıllardır beklediğimiz, o" bu sözlerin üzerine tüm balıklar akvaryumun için yunus balığının etrafında toplandılar. Sakin vatoz "ben anlamıştım" dedi diğer bir grup küçük sim balıkları koro şeklinde "bizde hissettik" ahtapot "akşam herkes gidip, ışıklar kapanınca bunu kutlamalıyız" yunus balığı şaşkın "kimden bahsediyorsunuz ben kurtarıcı değilim" ahtapot yavaşça yunus balığına yaklaştı "şşt sakin ol, kurtarıcı bilmez kurtarıcı olduğunu" yunus balığı "hepsi senin yüzünden" ahtapot yunus balığına iyice yaklaştı ve fısıldayarak "birinin bizi kurtarması lazım" ve daha sonra diğer balıklara seslendi. "şey uzun yoldan geldiği için yorgun, akşama kadar biraz dinlenmek istiyor" tüm balıklar yavaşça yunus balığının etrafından dağıldı. Ahtapot, Yunusa "beni takip et" dedi... DEVAMI GELECEK!
9 Mayıs 2020 Cumartesi
N'ABER KENDİM
Google ve Microsoft'a bana bu hakkı tanıdığı için buradan sevgilerimi ve teşekkürlerimi iletiyorum. Adını sadece benim bildiğim bu günlüğü kaybetme riskim yok. Burada duruyor. Aldığım yeni bir kararı kendimle paylaşmak için yazıyorum. Her hafta yazdığım öyküyü burada paylaşacağım. Belki yol, köprü ya da tünel olur. Bilemiyorum. Düşünmeden yapmak, en mantıklısı bu sanki. Hayatta bir şeylerin üzerinde fazla düşündüğümde hep b.ka sardığını gördüm. Bilmiyorum. Belkide bana öyle geliyor. Murph kanunları ben salarsa sağ salim Maslow piramidini tamamlayabilirim. Her neyse dediğim gibi ben kendim için yazan bencil bir insanım.Kendim için yazdığımı 17 kez vurguladıktan sonra bu bahsi burada kapatıyorum.Rastgele...
7 Mayıs 2020 Perşembe
GEÇMİŞE SELAM ÇAKMAK
Selam Blog,
Çocukluğumdan bu yana bir şeyler yazıp bir yerlere saklamaya bayılırdım. Bir keresinde yazdığım hikayelerden bir kaçını şeffaf dosyaya sarıp onu da bir poşete koyup bahçeye gömmüştüm. Yıllar yıllar sonra yaşlanıp ak saçlı bir nine olduğumda toprağı kazıp "eeeh bi zamanlar neler yazmışım neler" diye hayaller kuruyordum. Hayattan beklentim oldukça komik geldi şu an. Hayallerle özgüven arasında bir orantı var mı? onu da merak etmedim değil. İnsan ünlü bir yazar filan olduğunu hayal eder en azından içinden bunu kendine sesli söyler. Tabii ki böyle bir hayalim vardı ama öylesi derinde gömülü bir hayal ki. Beni "o yapamaz" diye büyütülen şimdilerde yetişkin ancak içi çocuk kalmış insanlar anlar. Bu da şeye benziyor. Ham meyve. Dışı güneş görmüş ama o güneş bir türlü içine geçememiş ve içi ham kalmış. Her neyse 10 senede hayatımda neler değişti. Bir kere geçmişte asıldığım uğraştığım şeyler için iyi ki uğraşmışım diyorum. Mesela ailemin sözlerine aldırmayıp özel sektörde tutunmaya çalışmam, bir şeyler yapabilmek için gece gündüz uğraşmam hiç biri boşa değilmiş. Güzel günlerde yaşadım, kötü şeylerde ama hayat bu. İnsanlara artık eskisi gibi değer vermiyorum. Yani samimi sevgi sözcükleri bile tamamen çıkar sebebiyle söylenmiş olabiliyor. Sadece kendine güvenmek, sırtını yaslamak için birini aramamak gerek. Beşeri sıfatlarımızdan dolayı illa birine güvenmek ihtiyacı hissediyorsan Allah'a güvenmek, en güzeli. Asla o güven boşa gitmiyor. Hayallerin için bi çizik bile atsan, o ilerde bir şekilde işe yarıyor. Şimdi keşke o zaman daha çok uğraşsaydım diyorum. Yani kendime bile itiraf edemediğim o hayalimin peşinden aşkla koşsaydım da bugün başlangıç seviyede takılmasaydım. Hayatın ne getireceği belli olmaz. 20'li yaşlarım koca bir umutsuzluk bulutuyla birlikte uçtu gitti. Geçmişte yaşamak insana geleceğini kaybettiriyor. O yüzden ben gelecek için güzel şeyler dilemek gerek. Sadece dilemek değil, yazmak, yazmak ve çok daha fazla okumak gerek. Ekmek gibi su gibi bir ihtiyaç bence okumak. Çocukken her kitabı başka bir gezegen olarak hayal ederdim ve kütüphaneler bana bu gezegenlere açılan solucan delikleri gibi gelirdi. Muhteşem bir manzarayı izler gibi hayranlıkla izlerdim kitap raflarını. Sonrasında maalesef ülkemizdeki eğitim sistemine kurban giden hayallerim yüzünden ergenlikle birlikte hayatımdaki önem sıralarında kitaplar çok geriye düştü. Ne zaman elime güzel bir kitap geçse ya ailem ya da vicdanım hep "matematik çalış" bunları sonrada okursun diyordu. İşte orada yanılmıştık. Onları o zaman okumalıydım. Üniversite sınavından bile önemliydiler bence. Yani nasıl anlatsam. Mesela kahvenin ilk kabardığında köpüğünü alabilirsiniz sonrasında söner gider ya bu da öyle bir şey. Yine de geçmişi geçmişte bırakıp gelecek için güzel günler diliyorum kendime. En azından artık istediğim şeyleri daha cesur dile getirip arkasında durabiliyorum. Umarım 10 sene sonra buraya ünlü bir yazar olarak geri dönerim.
Sevgiler
24 Kasım 2018 Cumartesi
Belgeselin Aile Boyu
Kişiler;
80 yaşındaki anneanne, Hayriye Hanım. (80 kelime)
37 yaşındaki kardeş Salih (37 kelime)
60 yaşındaki anneniz, Nazan Hanım (60 kelime)
15 yaşındaki yeğen Pelin (15 kelime)
7 yaşındaki küçük kuzen Aslı (7 kelime)
23 yaşındaki kuzen Emre (23 kelime)
Aslı
Kuşların özgürlüğü için kafesin kapağını gizlice açtı.
Emre
O gün yine kainatın sırrını çözmek üzere yollara düştü.
Navigasyonu bozulduğu için evden çok uzaklaştığını fark edip paniğe kapıldı.
Bulduğu ilk ankesörlüden evi aradı.
Pelin
Tv'de kanal değiştirirken rastladığı kadın programına
katılıp , 3. sayfadan okuduğu haber metninin değiştirerek sunucuyla eğlendi.
Nazan Hanım
Katıldığı ralli yarışında pistin tozunu attırırken, küçük
oğlunun aramasıyla tüm dikkati dağıldı. Yarışı tamamlayıp koşarak eve gitti ve
akşam yemeğine gelecek misafirleri için hazırlıklara başladı. Geleneksel
tariflere uygun ev yemekleri yapmaya karar verdi. Hazırladığı imam bayıldı harcına bir tutam Hint keneviri serpiştirerek oğlunun patronunu hastanelik etti.
Küçük oğlunu ona isyan ederek bu zehirlediğinin 3. patronu olduğunu söyleyip
evi terk etti.
Hayriye Hanım
Gece yarısı herkes uyuduktan sonra instagramda takip ettiği
dövmeciye gitti. Cebinden yıllardır sakladığı zippo çakmağı çıkardı.
Kanatlarını genişçe açmış şahin kabartmasının üzerinde elini gezdirdi. Sol
bileğinin içini gösterdi. Nabzının üzerini işaret etti. Dövmeci kağıda
çıkardığı çizimi ıslatıp bileğine bastırırken ölüm yaklaştı diye fısıldadı.
Dövmeci iğneyi bileğine batırıp çıkartırken gözlerini sıkıca kapattı. Tüm
kalbiyle ölen oğlunu düşünürken bankanın attığı msjla irkildi. "Dönem sonu
borcunuz eksi bakiyenizden dolayı kapatılamamıştır." Torunun patronunu yine
hastanelik eden kızını düşündü. İçinden "bu kız hiç akıllanmayacak"
dedi.
Salih
Şehir dışında katıldığı son seminerinde gördüğü ilgi onda
şaşkınlık ve sevinç uyandırmıştı. Yoğun çalışmalarının meyvesini toplamaya
başlamıştı. Evdekilere seminerde gördüğü ilgiden bahsetmeye heveslenirken ergen
kızı Pelin'in kadın programını karıştırdığını ana haberde izledi. Tv'yi kapatıp
aceleyle eşini aradı.
28 Aralık 2014 Pazar
Bir ihtimal daha var
Söylesene sana da beni sorduklarında boğazın düğümlenip, nefesin kesilip, sesin büzülerek nasip diyor musun? Ya da nasip değilmiş belkide. Gözlerinden yağmur gibi gözyaşı boşalıyor mu? Şehrimin adı geçince gözlerin dalıyor mu? Ya da öyle olmasa şöyle olsaydı. Annem şöyle davransa, babam işte şöyle karşılasaydı. Yüzler asılmasa, şimdi bunları yazmıyor olur muydum? Yoksa bunlar arkasına saklandığın sebepler miydi? Asıl sebep emin olamaman benden olabilir miydi?
29 Haziran 2012 Cuma
Benzemez kimse sana , kimse sen olamaz. Doğrularının yanında yanlışlarında olsa artılarının yanında eksilerinde olsa.sinirlendiğinde kendine hakim olmasanda benzemiyor kimse sana.
Bu aynı parmak izine ya da retina olayına benzer ki kimsenin bir benzeri yoktur.Belki artısı fazla olanlar ya da eksisi fazla olanlar diye ayrılır ama herkes birbirinden farklıdır.
Herkese duyulan aşkta farklıdır. Birine duyduğun aşk kalbinde ki titremeyi dudaklarına kadar hissettirirken diğerinde gözlerine baktığında ki o heyecan kalbini durdurabilir ya da seni dünyadan alıp bulutların üzerine çıkarabilir.Peki hangisi değerlidir?
İkiside aynı değere sahiptir benim gözümde, ancak ikisini terazide ayıran hangisine ne kadar emek verdiğindir. Emek olmadan ne olur ki sevgi olsun , aşk olsun.
Benim sana verdiğim emek çok mu fazla bilemiyorum ne zamandır kalbimdesin inan hesap etmekten korkuyorum.Çok uzun zamandır oradasın bunu biliyorum. Hani bilgisayar açılırken sistemi kontrol eder windowsta bir sorun yoksa oturumu açar ya bende öyleyim. Her sabah kalbimi kontrol ediyorum ve senin varlığının verdiği sevinç ile başlıyorum güne. Gün ister güzel olsun ister kötü.Her sabah yoklama alıyor kalbim işte.
Gelelim ben bunları neden anlatıyorum kısmına.Anlatıyorum çünkü ; Aşk monotonlaşmaz , o öyle bir şeydir ki kalbin atışlarının geçtiği bir ekran gibidir. Bazen hızlanır bazen yavaşlar, bazen dümdüz çizgiler geçer ekrandan bazende bol kavislidir
1 Haziran 2012 Cuma
19 Mart 2012 Pazartesi
Garipsin insan , senin gibi olan binlerce milyonlarca ve hatta milyarlarca insan seni sevse de yine de içinde bir sevilme isteği... Doymayan bir sevilme duygusu. Sonsuz olan sevmedikten sonra alem sevse ne olur ki diye bağıran bir ruhun sahibiyiz. Bende öyleyim bugünlerde bazen yüzüm bir anda takılı , duygularım geçmiş olan dakikalarda asılı kalıyor, içime birden acı bir his düşüyor.Aceba diyorum seviyor mu beni, sonra kendimi ikna etmeye çalışıyorum sevmeseydi yaratmazdı , sevmeseydi duymazdı , sevmeseydi onca nimete gark etmezdi şükrediyorum içimden. O his içimi acıtıyor tüm renkler önce soluklaşıyor daha sonra siyah beyaza dönüşüveriyor.
6 Mart 2012 Salı
Bazen insan her şeyden sıkılıyor insan ya işte bundan olsa gerek :) Kaçıp gitmek herkesten her şeyden...
En güzeli bir eve binmek bacasında balonlar olan uçmak uçmak bulutların arasında kaybolmak hoşuma giden bir yere inmek yeni insanlar ile tanışmak ama asla çok yakınlaşmadan bakmak onlara izlemek nasıl yaşarlar onlar için ne önemli hayatta ya da önemsenecek kadar var mı şu hayat dedikleri. En çok yaşadıkları dini merak ederdim herhalde tanıyorlar mı Alemin nurunu.Hiç adını anmışlar mı hiç onu duymuşlar mı hediyeler ile savurmak isterdim insanın kullanma kılavuzunu (Kuranı Kerim)..........................
En güzeli bir eve binmek bacasında balonlar olan uçmak uçmak bulutların arasında kaybolmak hoşuma giden bir yere inmek yeni insanlar ile tanışmak ama asla çok yakınlaşmadan bakmak onlara izlemek nasıl yaşarlar onlar için ne önemli hayatta ya da önemsenecek kadar var mı şu hayat dedikleri. En çok yaşadıkları dini merak ederdim herhalde tanıyorlar mı Alemin nurunu.Hiç adını anmışlar mı hiç onu duymuşlar mı hediyeler ile savurmak isterdim insanın kullanma kılavuzunu (Kuranı Kerim)..........................
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
-
Selam Blog, Çocukluğumdan bu yana bir şeyler yazıp bir yerlere saklamaya bayılırdım. Bir keresinde yazdığım hikayelerden bir kaçını şeff...
-
BEŞTEN SONRA NE GELİR? “Bebekle oynama sırası bende, hadi ver artık!” “Leyla! Kardeşini rahat bırak, gel bakayım konuşalım biraz,”...









