9 Haziran 2022 Perşembe

 Galiba bunlar sana son yazışlarım. Siliniyorsun ne harika değil mi? Giderek uzaklaşan bir sis gibisin. Geride kaldığın yetmiyor, kayboluyorsun zihnimde. Yakınımda olmanı dilemekte, seni özlemekte içimden gelmiyor. Yokluğun, yanımda birlikte geçirdiğimiz herhangi bir an'da hissettiğim kadar huzur verici. Bu çok garip değil mi? Seni unutma senfonisi uzun sürdü. Bazen gözlerin geliyor tam aklımın önünde canlanıveriyor. Ne bekliyorsun daha benden bilmiyorum. Seni fırtınalı bir yolculuk olarak tanımlıyorum. Çok dalgalıydın, gemiden kaç kez düşme tehlikesi geçirdim, mide bulantılarım, susuzluklarım, esen rüzgarlarda üşümelerim, güneşin aşırı yakması, gece sessizlikleri, sakinliğin, kayan yıldızlar, balina ve deniz aleminin gösterileri daha bir sürü şey. Vazgeçmemeye çalıştığım sen değildin. Kendimdim. Sende kendimi buluyordum. Aynı zihne sahip farklı bireyler gibiydik. Beni özlediğini de biliyorum. Cesaretin olmasın yeniden aramaya diye yaptım o son çılgınlığı. Ben, senden daha deliyim. Umarım anlamışsındır. Bir gün balkonda sigara içerken aklına geleceğim. Benimle görüntülü konuşmak için uzaklaştığın o boş araziye gözlerin dalacak. Seni nasıl delice sevdiğim bi anda aklına düşecek. İçine bir yıldırım düşecek. Kimse diyeceksin, kimse böylesi sevmeyecek... Bense hayatımda bıraktığın izlere bakıp tebessüm edeceğim. Nerde ne yaptığından, neyi, nasıl yaşadığından habersiz. Bugün şöyle bir not gördüm. 

Ve sonra ne mi olacak "aramıza şehirler girecek hiç karşılaşamayacağız, tesadüfler bile bir araya getiremeyecek, sonra belki birimiz öleceğiz, diğerimiz hiç bilmeyecek..."

Madem her şey böylesi basitti her söylediğimde ben haklıydım. 

Geride bırakamıyorum seni derken sen, içimden güldüm. Aptal dedim, beni de kendini de yaktın. 

 

8 Haziran 2022 Çarşamba

ANLA BENİ ŞEHİRLER GÜZELİ

Bir şehri anlatmam gerekiyor adı zikredene göre değişiyor. Ben İstanbul diyorum.

İstanbul... Son kez sana geldiğimde beni geride bırakmış gibiydin. Kara parçanda oluşturduğum ağırlık çok umurunda değildi. Nereden anladım bunu? Beni büyüleyecek ya da kızdıracak hiçbir şey yapmadın. Geldim, gezdim, denizini seyrettim ve döndüm. Fotoğraflarda manzarası güzel bir mekan olarak kaldın ve ben senden coşkuyla bahseden insanları yine bir anlam veremeden hayatıma devam ettim. Ancak bu sefer gelişim biraz farklı oldu. Beni Anadolu yakasında heyecanlı, güneşli yüzünle karşıladın. Küçük butik kafelerin sakindi. Etrafta canımı acıtacak dilenci çocuklar yoktu. Sen bu sefer bana hoş geldin der gibiydin. Vapura bindiğimde martıların neşeli sesi, denize ve rüzgara kendimi bıraktığımda yaptıkları gösteri şiirseldi. İstanbul bu sefer sen, başkalarının bana anlattığı gibiydin. Biraz utandım kendimden. Kadıköy sakindi. Sokaklar saygı sevgi çerçevesinde hareketliydi. Kimse gelip koluma çarpmadı ya da kaldırımda yürürken adımlarımı istediğim gibi açıp, koşabileceğim alan vardı. 

Sen naptın İstanbul? Kilo vermiş, içmeyi bırakmış ve biraz sakinlemiş gördüm seni. İstilacı bazı ırklardan kurtulmuşsun, senin ve tarihin adına çok sevindim. Bir ara Galata Kulesi'ne yaslandım. Nasılsın? dedim. Yüzyıllar olmuş kimse ona nasılsın? demeyeli. Sarıldım, üzülme insanlar böyledir dedim. İstiklal yine kalabalıktı. Ancak bir şenlik havasında. Bambaşka diyarlardan bambaşka şarkılar yükseliyordu her köşesinde. İnsan duygu durumuna göre birine kapılıyor, his dünyan arkandan bağırırken geçip gitmek zor tabii. Karaköy'de gittiğim seyyar balıkçı bile aynı yerinde devam ediyordu. İçimden duyuyorsun beni İstanbul dedim. O balıkçının dürümlerini kaç kişiye anlattım sen iyi bilirsin. Küçük teknelerin demirlediği sahile oturup balık dürümümü afiyetle yerken, Suriyeli çocukların kirli Karaköy suyuna atlayışı bile beni mutlu etti. En azından cesurlardı, yüzeyi gri ve mazot yağı kaplamış olsa bile oyundan vazgeçmemişlerdi. Boğaza bakarken, Ortaköy'de ışıklardan sahile geçerken hiç değişmemişsin, aynıydın. İnsan kalabalığı, vasıta çeşitliliği, kaldırımlar, dükkanlar, her şey aynıydı. Balat'ta yine düğünler devam ediyor, antikacılar eskicilerden topladıkları eşyaları dünyada tekmiş gibi fiyatlarla satıyordu. Evlerin rengi modayı takip eder olmuş, neon yeşiller, pembeler, turuncular... En güzel fotoğrafı ben veririm diye birbiriyle yarışıyordu. Boğaz yine manzarasıyla, güzelleri imrendiriyordu. Öyle bir süzülüyordu ki evet hakkını teslim edelim en güzel sensin İstanbul. Bu dönüşümde bir hüzün hissettim, aklım sende kaldı biraz. Bir daha ne zaman, nerede, nasıl? görüşebiliriz İstanbul. Bu sefer bambaşka sevinçlerle, heyecanlarla sana gelmek isterim... Hüznünde, neşende başka güzel...